Orman bekçisi Tomas, güneş doğarken ziyaretçi merkezine geldi. Yanında bir termos dolusu kahve vardı. Polly'nin yanındaki bankta oturdu.
Çok fazla konuşmadılar. Polly tüylerini düzeltti. Sabah, nehrin kokusunu taşıyordu.
"Gidiyorsun," dedi Tomas.
Polly başını yana eğdi.
Tomas, ona parkın geri kalanını anlattı. Gölleriyle yüksek bölgeleri. Kuzeye doğru başka bir vadi. Uzun ağaçlardan oluşan bir koru.
"Burası üç günde görülecek kadar küçük değil," dedi. "Sadece parçalarını görebilirsin."
Read it. Then say it.
Shadow this paragraph in the PollyStop app — record yourself, see how close your pronunciation gets to a native speaker's, sentence by sentence. Free.
Polly, uçurumdan yaptığı dalışları düşündü. Hiçbiri mükemmel değildi. Ama her biri biraz daha iyiydi. Bir ömür boyu daha iyi olmaya devam edebilirdi.
Yeşil servis otobüsü geri geldi. Aynı şoför. Tomas ayağa kalktı. "Hadi bakalım," dedi.
Polly kanatlarını gerdi. Banktan havalandı. Ziyaretçi merkezinin etrafında daireler çizdi. Yükseldi.
Vadi geride kaldı. Solunda El Capitan vardı. Sağında Half Dome.
Kenar çizgisine geldiğinde, batıya doğru yöneldi. Aşağıda, bir doğan uçurum boyunca küçük kırlangıçları avlıyordu. Polly izledi. Sonra rüzgarı buldu ve onunla birlikte parkın dışına doğru süzüldü.