İkinci sabah, Chiara Pasta'nın akvaryumuna cam bir kavanoz getirdi. Kavanozun vidalı bir kapağı vardı. İçinde canlı bir yengeç vardı.
Chiara kavanozu suyun üstünde tuttu. Pasta izliyordu. Bir kolu açıldı ve akvaryumun kenarına doğru uzandı.
Chiara kavanozu suya bıraktı. Yavaşça battı. Pasta atılmadı. Chiara, ahtapotların atılmacı olmadığını, önce gözlemci olduklarını söyledi.
Polly akvaryumun kenarına tünedi. Yengeç kavanozun içinde camın karşısında hızla hareket ediyordu. Pasta bir koluyla kavanoza dokundu. Her vantuzunda iki yüz duyusal hücre vardı. "Bir ahtapotun kolu dokunduğu her şeyi tadar," dedi Chiara.
Pasta kavanozu ikinci koluyla kavradı. İki kol yavaşça döndürdü. Üçüncü bir kol arkadan gelip kapağı keşfetmeye başladı.
Ahtapotlar 1950'lerden beri laboratuvarlarda vidalı kapakları açıyorlar. İlk seferde genellikle on ya da on beş dakika sürer. Adım adım düşünmezler. Vantuzların dişleri hissetmesine izin verirler ve kapağı dişlerin çektiği yöne çevirirler.
Read it. Then say it.
Shadow this paragraph in the PollyStop app — record yourself, see how close your pronunciation gets to a native speaker's, sentence by sentence. Free.
Pasta kapağı yarım tur çevirdi. Sonra bir tur daha. Kapak serbest kaldı. Yengeç açık suya doğru kaçtı.
Uzaklaşamadı. Pasta'nın dördüncü kolu zaten kavanozun ağzında kıvrılmıştı. Yengeç ahtapotun gagasında kayboldu.
Chiara bir klemens üzerine bir şeyler yazdı. "Üç dakika kırk iki saniye. Hızlanıyor. İlk kez ona bir kavanoz verdiğimizde on bir dakika sürmüştü."
Pasta borusuna geri döndü. Kolları kendine sarıldı.
Ahtapotlar çok garip, dedi Chiara Polly'ye. Omurgalı bir şeye değil, bir salyangoza daha yakındırlar. Üç kalpleri vardır. Kanları mavi, çünkü oksijeni demir yerine bakırla taşır. Doğada sadece üç ila beş yıl yaşarlar. Pasta zaten iki yaşındaydı. Kalan sürede öğreneceği her şeyi öğrenecekti.