Üçüncü sabah, Chiara yeni bir deney hazırladı. Tankın zeminine küçük bir akrilik labirent yerleştirdi. Merkezde bir parça yengeç eti vardı. Duvarlar şeffaftı, ama yol karmaşıktı: İki sağa dönüş, bir sola ve sadece bir taraftan açılan küçük bir kapı.
Pasta köşesinden izliyordu. Chiara geri çekildi.
Polly'nin bir sonraki gördüğü şey, daha önce hiç görmediği bir şeydi.
Pasta, köşesinden çıkmadan önce iki kolunu labirente doğru uzattı. İki kol bağımsız hareket ediyordu. Biri üstten geçti. Diğeri zeminde kayarak labirente girdi. Kollar koordineli değildi. Sanki ayrı yaratıklar gibi hareket ediyorlardı.
Bu bir metafor değildi. Bir ahtapotun yaklaşık beş yüz milyon nöronu vardır. Bunların üçte ikisi merkezi beyinde değildir. Kollarında bulunur. Her kolun kendi sinir sistemi vardır. Her kol kendi başına basit problemleri çözebilir.
İlk kol koridoru geçti. İlk dönüşe geldi, durdu, hissetti ve döndü. İkinci kol küçük kapıyı buldu ve kenarlarını yokladı. İlk kol kapıya içeriden ulaştı. İkinci kol dışarıdan itti. Kapı açıldı.
Read it. Then say it.
Shadow this paragraph in the PollyStop app — record yourself, see how close your pronunciation gets to a native speaker's, sentence by sentence. Free.
Kol yengeç etini aldı.
Pasta, köşesinden vücudunu hareket ettirmemişti.
Chiara, videoyu izlerken yavaşça nefes verdi. "Kollar yemeği aldı. Labirenti ahtapot mu çözdü, yoksa iki kol birlikte mi çözdü? Bilmiyoruz."
Polly, Pasta'ya baktı. Ahtapot yavaşça gerindi, kollarını bir araya topladı ve yengeç etini gagasına çekti.
Bilim insanlarının, karşılaştıkları bir yaratığı daha önceki kategorilere sığdıramadıklarında kullandıkları bir ifade vardır. Yabancı zeka. Polly bunun şiirsel olduğunu düşünmüştü. Bugün bunu yeniden değerlendirdi. Belki de kelimenin tam anlamıyla doğruydu.