Dördüncü sabah, Chiara geç kalmıştı. Köşe kafesinden iki kahveyle içeri girdi. "Polly için renk testini yapmadık," dedi.
Tankın zeminine üç tabak koydu. Parlak kırmızı. Parlak mavi. Parlak sarı. Birinin altında, küçük bir kubbe bir parça karidesi örtüyordu. Bugün, karides kırmızı tabağın altındaydı.
"İşte garip olan," dedi Chiara. "Ahtapotlar renk körüdür. Gözlerinde sadece bir tür ışık alıcısı var. Gözleri üzerinde yaptığımız her teste göre, renkleri ayırt edemezler."
Polly başını eğdi.
"Ama yine de," dedi Chiara. "İzle."
Pasta kıvrıldı. İki kolu tankın zemininde uzandı. Mavi tabağın üzerinden yavaşlamadan geçti. Sarı tabağın üzerinden yavaşlamadan geçti. Kırmızı tabağın üzerinde durdu. Bir kol kubbeyi kaldırdı. Pasta karidesi aldı.
Read it. Then say it.
Shadow this paragraph in the PollyStop app — record yourself, see how close your pronunciation gets to a native speaker's, sentence by sentence. Free.
"Renk körü değil," dedi Chiara. "Ama bunu gören gözleri değil."
Son on beş yılda, biyologlar ahtapot derisinin ışık algılayan hücrelerle dolu olduğunu keşfettiler. İnsan retinasını kaplayan aynı moleküller, ahtapot kolunun yüzeyini kaplıyor. Deri, farklı ışık dalga boylarını algılayabilir. Bazı türlerde, deri belirli renkleri algılayabilir.
Bu, eski bir bulmacanın cevabıdır: Renk körü bir hayvan, renkli ortamlara nasıl mükemmel uyum sağlar? Mercan üzerinde bir ahtapot mercanı taklit eder. Kum üzerinde bir ahtapot kumu taklit eder. Gözleri rengi göremez. Ama derisi görebilir. Deri, kopyalaması gerekeni görür.
Polly, tankın kenarında yavaşça yürüdü. Kendi gözleri hakkında daha önce hiç düşünmemişti. Bir hayvanın gözlerinden başka bir kısmıyla görebilmesi fikri garipti.
"Bu konuda on yıldır makaleler yayınladık," dedi Chiara. "Çoğu insan hala inanamıyor. Hayvanın derisi görüyor."